Haritalar değişir, pasaportlar yenilenir; fakat insanın içine yerleşen o "hiçbir yere tam olarak ait olamama" duygusu, kelimelerin sığınağında kendine yeni bir vatan arar.

Bu sancıyı en derinden hissettiğim anlarda, aklıma hep W.G. Sebald’in o melankolik yürüyüşçüleri gelir. Geçmişin ve kaybolmuş coğrafyaların ağırlığını bir bavul gibi kalplerinde taşıyan o sessiz karakterler... Ya da Stefan Zweig’ın, "Dünün Dünyası"nın yıkıntıları arasında, bir daha asla dönemeyeceği o entelektüel Avrupa’ya duyduğu zarif, kırılgan özlem. Edebiyat, bize bu köksüzlüğün bir lanet değil, aslında insanın dünyayı anlama biçimlerinden biri olduğunu fısıldar. Tıpkı Tarkovsky’nin Nostalghia’sında sızlayan o evrensel gurbet hissi gibi; geçmişe, çocukluğa veya bir aidiyete duyulan özlem, bizi yavaş yavaş bütün insanlığa bağlayan görünmez bir köprüye dönüşür.

Coğrafya bizi hayal kırıklığına uğrattığında, evimiz yıkıldığında ya da sadece o eve artık sığamadığımızı fark ettiğimizde, dil bizim tek yurdumuz olur. Köksüzlük sancısı çeken yazarlar, kelimeleri birer tuğla gibi kullanarak kendilerine, ve aslında bizlere, rüzgar almayan yeni odalar inşa ederler. Bu yüzdendir ki, vatanını dilinin ucunda taşıyan, aidiyeti bir toprak parçasında değil bir şiirin dizesinde arayan o sürgün ruhlara karşı içimde her zaman büyük bir şefkat büyütürüm. Onların kanayan yaralarından süzülen kelimeler, bizim kendi içimizdeki yalnızlıkları iyileştirir.

Şimdi, dışarıda usul usul yağmurun yağdığı, loş ışıklı bir kafede karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken gözlerinin içine bakarak söylemek isterdim bunu: Köksüzlük, aslında kalbin sınırlarını genişleten, insanı bütün yeryüzünün vatandaşı kılan sancılı ama çok şefkatli bir öğretmendir. Bir yere kök salamamak, her yerde çiçek açabilme ihtimalini de omuzlarımıza şefkatle bırakır.

Belki de asıl yurdumuz, ayak bastığımız toprak değil, bütün kusurlarımız ve yaralarımızla tam anlamıyla kabul gördüğümüz o kısacık anlardır. Sahi, rüzgarda savrulduktan sonra ruhunuzun sessizce demir attığı, "İşte şimdi evimdeyim" dediği o ilk ve en derin sığınak neresi?